Enflasyonun düştüğünü duymak ile market kasasında daha düşük ödeme yapmak aynı şey değil. Türkiye’de milyonlarca insanın kafasındaki temel soru da tam burada başlıyor: “Rakamlar iyileşiyorsa benim fişim neden hâlâ kabarıyor?”
Bu sorunun cevabı, yalnızca ekonomi tablolarında değil; pazar tezgâhında, kira kontratında, okul masrafında, faturada ve ay sonunda kalan parada saklı. Çünkü vatandaş enflasyonu grafiklerden önce cebinde hisseder.
Rakam Düşebilir, Fiyat Yine Artabilir
Nisan 2026 verilerine göre tüketici fiyat endeksi, yani TÜFE, yıllık bazda %32,37, aylık bazda ise %4,18 arttı.[1] Aynı tabloda Nisan 2025 yıllık TÜFE oranı %37,86 olarak yer alıyordu.[1] Yani yıllık oran geçen yılın aynı ayına göre daha düşük görünse de, fiyatların genel seviyesi Nisan ayında yine yükseldi.
İşte en çok karıştırılan nokta bu: Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi anlamına gelmez. Ekonomide buna dezenflasyon denir; fiyatlar artmaya devam eder, sadece artış hızı önceki döneme göre yavaşlar.[4]
Başka bir ifadeyle, geçen yıl 100 lira olan bir ürün bu yıl 132 liraya çıktıysa, gelecek yıl artış hızı düşse bile o ürünün otomatik olarak yeniden 100 liraya dönmesi beklenmez. Vatandaşın “fiş hafiflemedi” demesinin nedeni de budur.
Market Fişi Neden Daha Sert Hissediliyor?
Çünkü market alışverişi, enflasyonun en görünür yüzüdür. İnsan ayda bir kez otomobil fiyatına bakmayabilir ama ekmek, süt, peynir, yumurta, yağ, sebze ve meyve fiyatını neredeyse her hafta görür. Bu yüzden market rafındaki küçük artışlar bile zihinde büyük bir yük oluşturur.
İstanbul için açıklanan Nisan 2026 İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi de bu hissi destekleyen ayrı bir gösterge sunuyor. İTO verilerine göre İstanbul’da tüketici fiyatları Nisan 2026’da aylık %3,74, yıllık ise %36,83 arttı.[2] Bu oranlar, özellikle büyük şehirlerde yaşayanların “hayat hâlâ pahalı” demesini anlaşılır kılıyor.
Üstelik vatandaşın hesabı endeks hesabı değildir. İnsanlar ay sonunda “TÜFE kaç oldu?” diye değil, “Maaşımdan geriye ne kaldı?” diye bakar. Eğer gelir artışı fiyat artışının gerisinde kalıyorsa, enflasyon oranındaki düşüş günlük hayatta hemen rahatlama yaratmaz.
Alım Gücü Meselesi Rakamdan Daha Büyük
Bugün asıl mesele yalnızca fiyatların artması değil, gelirlerin bu artışa ne kadar yetişebildiğidir. Bir ürünün fiyatı geçen yıla göre daha yavaş artıyor olabilir; fakat o ürün hâlâ pahalıysa, vatandaş için sorun çözülmüş sayılmaz.
Bu nedenle alım gücü, enflasyon tartışmasının merkezinde duruyor. Çünkü hane halkı için ekonomik rahatlama, sadece yıllık oranın gerilemesiyle değil; kira, gıda, ulaşım, enerji ve eğitim harcamalarından sonra elde kalan paranın artmasıyla hissedilir.
Beklentiler de Fiyatların Bir Parçası
Ekonomide fiyatları yalnızca bugünkü maliyetler değil, yarına dair beklentiler de etkiler. TCMB’nin Nisan 2026 Piyasa Katılımcıları Anketi’nde cari yıl sonu TÜFE beklentisi %27,53, 12 ay sonrası TÜFE beklentisi ise %23,39 olarak açıklandı.[3] Bu tablo, piyasanın enflasyonda düşüş beklese bile fiyat artışlarının tamamen biteceğini düşünmediğini gösteriyor.
Beklentiler yüksek kaldığında üretici, satıcı ve tüketici davranışı da buna göre şekillenir. Üretici maliyetin artmasından, satıcı yerine koyma fiyatından, tüketici ise yarın daha pahalı olacağı endişesinden hareket eder. Böyle bir ortamda fiyat etiketi sadece bugünü değil, geleceğe dair kaygıyı da taşır.
Vatandaşın Hissetmediği Düşüş Eksik Düşüştür
Elbette enflasyon oranının gerilemesi önemlidir. Fiyat artış hızının yavaşlaması, ekonomide normalleşme için gerekli bir adımdır. Ancak bu düşüşün toplum tarafından hissedilmesi için yalnızca istatistiklerin değil, market fişinin, kira yükünün ve aylık bütçenin de değişmesi gerekir.
Bugün vatandaşın beklentisi karmaşık bir ekonomi teorisi değil; daha sade bir hayat hesabıdır: Aynı maaşla daha az eksilmek, aynı alışverişte daha az düşünmek, ay sonunu daha az kaygıyla getirmek.
Bu yüzden “enflasyon düşüyor” cümlesi tek başına yeterli değil. Asıl soru şudur: Bu düşüş, ne zaman mutfakta, pazarda, kirada ve cüzdanda hissedilecek?
Çünkü ekonomi yalnızca tabloda iyileştiğinde değil, insanın günlük hayatında nefes aldırdığında gerçekten düzelmiş sayılır.