Bugün Türkiye kamuoyu, 19 saniyede iki kadının öldürülmesi olayının yargı sürecinde yaşanan tartışmalarla sarsıldı. Olay, Bianet'in gündeme getirdiği hukuk pratiğiyle ilgili eleştirileri yeniden gündeme taşıyor[1]. Peki, mahkeme neden dosyada bulunan net delillere rağmen cinayeti "tasarlayarak" işlediği hükmünü vermiyor? Bu sorunun cevabı, kadın cinayetlerine karşı yürütülen mücadeledeki temel sorunları gözler önüne seriyor.
Olayın Detayları ve Mahkemenin Kararı
19 saniyelik bir sürede iki kadının hayatını kaybettiği olayda, failin önceden planlama yaptığına dair güçlü işaretler bulunuyor. Ancak mahkeme sürecinde dosyada yer alan bu kanıtların tasarlayarak cinayet kararına yansımaması tepki çekiyor. Hukuk çevrelerinde bu tutumun, kadına yönelik şiddet davalarında cezanın caydırıcılığını azalttığı ifade ediliyor. Davada, sanığın eylemi gerçekleştirmeden önce uzun süre hedeflerini takip ettiği, planlama yapıldığına dair somut deliller bulunuyor. Buna rağmen mahkemenin kararında tasarlayarak öldürme suçunun kabul edilmemesi, mağdur ailelerin ve kamuoyunun yoğun tepkisini çekiyor[1].
Kadın Cinayetlerinde Yargının Tutumu
Türkiye'de kadın cinayetlerinde yargı süreçlerinin nasıl ilerlediği, kadın hakları savunucuları tarafından yakından izleniyor. Kadın Savunma Ağları gibi platformlar, mahkemelerin çoğu kez "tasarlayarak öldürme" suçunu kabul etmemesinin, yasaların uygulanmasındaki eksikliklerden kaynaklandığını belirtiyor[1]. Bu durum, kadınların hayatlarının ciddi biçimde riske atıldığı ve bu riskin önlenmesi için gereken hukuki tedbirlerin yetersiz kaldığı anlamına geliyor. Yargının bu yaklaşımı, kadın cinayetlerinde cezaların hafifletilmesine neden olurken, toplumsal olarak da bir "güvenlik açığı"na işaret ediyor.
Toplumsal Tepkiler ve Mücadele Arayışları
Söz konusu karar, medya ve sosyal medyada geniş yankı bulurken, kadın hakları aktivistleri yargının daha etkin ve caydırıcı adımlar atması gerektiğine vurgu yapıyor. Ayrıca, kurumlararası koordinasyonun artırılması ve mağdurların korunmasına ilişkin sistemlerin güçlendirilmesi talep ediliyor. Kriz İstanbul Kadın Merkezi gibi sivil toplum kuruluşları, yargının bu tür davalarda "tasarlayarak öldürme" nitelendirmesine daha sık başvurması gerektiğini savunuyor.
Hukuki Sürecin Geliştirilmesi Gerekiyor
Uzmanlar, mevcut yasal düzenlemelerin kadın cinayetlerini önlemede sınırlı kaldığını ve mahkemelerin uygulamadaki tutumlarının değişmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca Türkiye'nin BM Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) kapsamındaki yükümlülüklerini yeniden gözden geçirmesi beklentisi var. Bu bağlamda, yasaların etkin uygulanması ve hukuki sürecin kadın lehine güçlendirilmesi sağlanmadığı sürece benzer vakaların artış gösterebileceği uyarısı yapılıyor.
Sonuç ve Değerlendirme
19 saniyede iki kadının hayatını kaybettiği kutsal dava, Türkiye'de kadın cinayetlerine karşı adalet sistemindeki aksaklıkları yeniden gündeme taşıdı. Mahkemenin tasarlayarak öldürme suçunu kabul etmemesi, kadınların korunmasında yaşanan boşlukları ve yasal uygulamalardaki sorunları ortaya koyuyor. Kadın cinayetlerinde daha etkili yargı süreçlerinin işletilmesi, toplumsal barış ve kadın güvenliği açısından öncelik olmalıdır. Bu vaka, sadece bir hukuk meseleyi değil, aynı zamanda insan hakları ve cinsiyet eşitliği mücadelesinde önemli bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.